İslam âlemi 01 Mart Cumartesi günü Mübarek Ramazan ayına kavuşmuş olacaktır. Ramazan ayının Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde belirtilen tek ay olması, orucun farz kılınması ve en önemlisi ise Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim’in Peygamber Efendimize bu ay içerisinde indirilmiş olması ayrı bir önem katmaktadır.

Yüce Allah bu ayda Müslümanlara oruç tutmayı farz kıldı. 

Ramazan ayında oruç tutmak, aklı dengesi yerinde, herhangi bir sağlık problemi olmayan ve ergenliğe ulaşmış her Müslümana farz kılınmıştır. Oruç tutmak kişinin yalnızca yemek yememesi değil aynı zamanda günahlardan, haramdan, şehvetli duygulardan uzak durmasını sağlayan son derece faziletli ve sevap dolu bir ibadettir.

Anadolu insanı daha ramazan ayı başlamadan kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal bir miras olan gelenekleri yaşatmaya başlardı.

 Günümüzde ise Ramazan ayı denilince nedense büyüklerimiz bir ah çekerek” Nerede o eski Ramazanlar?” derler.

Oysa Ramazan her zaman aynıdır. Otuz günlük oruç süresi ne arttı ne de eksildi. Ramazan ayına özgü sahur ve iftar zamanları da hep aynı. Yine az ya da çok olsun fakir fukara her zamanki gibi gözetiliyor, iftar sofralarında en az bir, bazen onlarca, yüzlerce misafir davet ediliyor. Hatta belki de şimdiki Ramazan ayları eskiye göre daha dolu, daha bereketli geçiyor. Sofralarda çeşit çeşit yiyecekler yer alıyor.
Sıcacık pide kokuları mahallelileri ekmek fırınlarının önünde kuyruğa dizerken, ezan sesiyle birlikte atılan top sesleri aynı şekilde geleneğini sürdürüyor.

Peki ama bu eski ramazanlara duyulan özlem nedendir?

Aslında biraz düşündüğümüzde gerçekten de eski Ramazanların şimdiki Ramazanlarla aynı olmadığını görmüş olacağız. Çünkü değişen Ramazan değil, değişen insanlardı. Kaybolan ramazan geleneklerimizdi. Ramazan ayının bilinciydi değişen.

Geçmişte önemli işlevler görmüş olsalar da günümüzün Ramazanaylarında uygulanmayan, yaşanmayan ve yaşatılmayan geleneklerimizden birkaçını hatırlayalım:

Zimem defteri, Sadaka taşları, Çat kapı iftar misafiri, Diş kirası, Direklerarası Ramazan eğlenceleri, Semai kahveleri/Karagöz- Hacivat oyunları.

Çocuklara oruç tutma alışkanlığı kazandırmak için İlk oruç hediyeleri, Oruca direk vurma, Tekne orucu gibi çok değerli geleneklerimizi unuttuk.

Oysa günümüzde bu geleneklerimiz daha kapsamlı bir şekilde pekâlâuygulanabilir.

Ayrıca Ramazan pidesi, İftariyelikler, Güllaç tatlısı, Pişi, Teravih şerbeti gibi geleneksel Ramazan lezzetlerimiz vardır.

Bunlardan daha önemlisi, Ramazan ayında oruç tutanlara saygı duyulur, aleni olarak yenilip, içilmezdi. Ramazan ayının faziletinden faydalanmak, insanlar saygıda, edepli olmada, iyilikte ve yardımlaşmada yarışırlardı. Tüm bu yapılanlar ise insanlar incitilmeden, onure edilerek yapılırdı.

Kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal bir miras olan bu gelenekler, toplumun ihtiyaçlarına ve yaşam alışkanlıklarına göre değişikliğe uğrar ya da yeniden şekillenir. Bugün Ramazan ayının başlayıp başlamadığını anlamak için hilali gözlememiz gerekmiyor ya da ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için sadaka taşları yerine telefonlarımızdan erişebildiğimiz uygulamaları ve hesapları kullanıyoruz. 

“Nerede o eski Ramazanlar!” diyen aile büyüklerimiz kısmen haklı olsalar da bugün Anadolu’nun dört bir köşesinde varlığını sürdüren geleneklerimiz toplumun bütün katmanlarını birbirine kenetleyen önemli bir bağ oluşturuyor. Kültürel zenginliğimizin bir parçası olan Ramazan Temizliği ve Ramazan Hazırlıkları, İftar Davetleri, İftar Topu, Ramazan Davulcusu, Mahya, Tekne Orucu, İlk Oruç Hediyeleri, Geleneksel Ramazan Lezzetlerinden olan: Ramazan Pidesi, İftariyelikler (Ramazan Kolisi), Güllaç Tatlısı gibi Ramazan ayına törensel bir boyut kazandıran bu gelenekler kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ediyor: 

Tüm İslam âlemine hayırlı ramazanlar diliyorum.